Süha UZUN / Blog

Doğançay Kampı - Dağcılık

2014-03-15

Süha UZUN

Süha UZUN, Enes BAYRAKTAR

Hafta içi telaşını bir kenara bırakıp bu hafta sonu Sakarya'ya gittim.

Kafamda oluşmayı bekleyen bir kaç plan vardı. Cuma günü planlarımı arkadaşımla paylaşıp ne yapacağımızı kararlaştırdık, zamanın kısıtlı olmasından dolayı Sakarya sınırları içinde yer alan Doğançay'a gitmeye karar verdik, karar verdik vermesine ama arkadaşımın işi Cumartesi günü saat beş gibi bitecekti, peki ben beşe kadar nasıl bekleyecektim?

Sabah olduğunda uzun süredir garajdan çıkartmadığım 94 model külüstür bisikletim geldi aklıma. Doğançay Sakarya merkezine 22 km uzaklıktaydı. Bisikletimle kısa sürede ulaşabileceğim bir mesafeydi ve arkadaşımın işten çıkmasını beklememe gerek kalmayacaktı.

Ekipmanımı bisikletle götüreceğimden pratik bir yol bulamam gerekiyordu. Garajımda bulunan butik atölyemde bir şeyler yapabilirim diye düşündüm. Yanımdan ayırmadığım, içerisine daha çok kap kaçak koyduğum çantaya atölyede bir kaç işlem yaparak gidona monte ettim, yanıma küçük bir çanta aldım, çanta içerisinde küçük bir uyku tulumu ve diğer gereksinimler vardı.

Çadır büyük olduğundan çantaya değil de bisiklete bağlamak istedim ve sanki o yer çadır için yapılmış gibi cuk diye oturdu. Yola çıkma vakti gelmişti.

Saat 13:30'da yola çıktım, o güzergah üzerinde üç adet yokuş tırmandım, yol zorlu değildi. Yan yolları bol olan bir bölge olduğundan yan yolda gittiğiniz sürece tehlikesi de az olan bir güzergahtı.

Seyahat boyunca üç defa su molası verdim tam iki saat sonra 20. km'de bulunan Doğançay köy kahvesinin önünde bisikletimi park ettim, hem bir kaç tanıdığımı ziyaret ettim hem de çay eşliğinde tost yedim. Karnımı çok da doyurmak istemiyordum çünkü ateş başında beni tatlı yiyecekler bekliyordu.

Köy merkezinden 6 km daha ilerlediğimde kamp yapacağım bölgenin girişine ulaştım. Bu seyahatte şöyle bir şey daha anladım, araçla geçirilen yolculuklarda insan gözünden birçok güzellik kaçırılabiliyor.

Kamp alanına ulaşmak için iki seçenek var biri patikadan, sık çalıların arasından ve dik kayalıkların üstünden geçmek diğeri ise akarsu içerisinden geçerek karşıda bulunan yola ulaşmak, daha sonra tekrar sudan geçerek kamp alanına ulaşmak.

Tabiki bisikletle olduğumdan ilk seçenek biraz zor görünüyordu o yüzden dere içinden geçmem gerekecekti, öncesinde bisikletle dik bir yokuş inerek dere seviyesine kadar ilerledim, derenin debi ve yükseklik kontrolünün ardından karşıya geçmek için üstümü ayarladım, ayarladım derken paçaları sıvadım :)

Su inanılmaz soğuktu ama karşıya geçmenin başka yolu yoktu, karşıya geçerken akıntı bisikletimi hafifçe sürükledi, neyse ki çabuk toparladım ve bisikletin elimden kaymasına engel oldum.
Karşıya geçmiştim ama aynı geçişten bir tane daha vardı, son geçeceğim nehir yolu diğerinden daha az derin ama daha uzundu. Burası ile kamp alanı yaklaşık 60 metre kadardı.

Sonunda kamp alanına ulaştım, iyi bir mıntıka temizliği yaptım, kendilerini kampçı diye tabir eden bazı dünya düşmanı insanlar var.
Daha önceki gelişimde alabalık gördüğüm bir bölge vardı, kamp alanında çadır kurmadan önce oraya gittim, gelecek arkadaşa bir sürpriz yapmak istedim ama daha önce gördüğüm hiç bir akarsu canlısına rastlayamadım. Ne yengeç gördüm ne de balık.

Ben orada oyalanırken şehirde bir türlü geçmeyen zamanın bir an içinde ilerlediğini fark ettim, uzaktan bir ses duydum gelen kişi dostum Enes'ti.

Bayadır görüşemediğim dostumla muhabbet ettik, yavaş yavaş hava kararmaya başladı. Çadırımızı kurduk, kamp ateşi için odun topladık. Alevlenen kamp ateşi üzerinde çay suyu kaynatmazsak olmaz dedik ve hemen çay suyu koyduk. Kamp ateşinde sucuk yaptık.

Daha sonra ben ekmek yapma girişiminde bulundum, aslında olmadı da değil ama içi tam istediğim gibi pişmedi ama artık onun da tam olarak nasıl yapılacağını öğrenmiş oldum.

Kampımıza İstanbul'dan bir misafirimiz geldi. Şefik dostumuz Facebook'ta paylaşımlarımızı görüp dayanamayıp yanımıza gelmişti. Gece kalmasa da gelmesi bizi çok mutlu etti. Hava esmeye başladığından ateşi kontrollü sürdürdük. Hoş muhabbetin ardından Şefik dostumuzu yola kadar çıkarttık. Döndüğümüzde direk çadıra geçerek uyuduk.

Sabah çadır tentesinden gelen sesle uyandım, uyandım uyanmasına ama kalkıp çıkamadım. Derken saat 8:00'da Enes de kalktı ve çadırdan çıktı, bende arkasından çıktım.


Tenteden gelen ses yağmurmuş ama az yağmış. Sabah kalktığımızda yağmıyordu, dere suyuyla elimizi yüzümüzü yıkadık. Soğuk suyla ayılmak daha kolay oldu, hemen kahvaltı hazırlıklarına başladık, kahvaltıda güzel bir menemen, çay, sıcak süt, zeytin ve beyaz peynir vardı.

Güzelce karnımızı doyurarak yine doğada olmanın en keyifsiz sayılabilecek kısmına geldik, artık geri dönmemiz gerekiyordu, ağır ağır toplanarak evin yolunu tuttuk, dönüşte bisikleti Enes'in arabasının arkasına koydum.

Keyifli bir faaliyet daha evlerimizde son buldu.
 
 
 

Blog Kategorileri

...
...

SÜHA UZUN

Boşa harcayacak zamanım yok, elimde kalan zamanımı bir şeyler öğrenmek ve toprakla bağımı güçlendirmek için kullanıyorum...